Dönemin yazışmalarında ve bazı resmi belgelerinde Gümüşhâneli Dergâh-ı Şerîfi ve Fatma Sultan Dergâhı olarak geçen, mensupları tarafından Gümüşhâneli veya Gümüşhânevî Tekkesi olarak da zikredilen yapı, Bâbali’de, İstanbul valiliği karşısında, Hükümet Konağı Sokağı’yla Gümüşhaneli Sokağı’nın kavşağında bulunuyordu. Fatma Sultan Camii ile etrafına yapılan dergah binalarından oluşmaktaydı.
Dergâhın merkezi yapısını oluşturan Fatma Sultan Camii, III. Ahmed’in kızı ve Sadrazam Nevşehirli Damad İbrahim Paşa’nın hanımı Fatma Sultan (v. 1145/1733) tarafından Terzibaşı Pîrî Ağa Mescidi’nin yerinde 1140/1727-28 yılında yaptırılmıştır. 1168/1755 tarihindeki meşhur Hocapaşa yangınından etkilenen cami 1241/1826 yılındaki II. Hocapaşa yangınında tamamen harap olmuştur. II.Mahmut tarafından 1243/1827-28’de ihya edilmişse de eski canlılığını kaydetmiş ve zamanla metruk bir hal almıştır.[1] 1280/1863-64 yıllarına kadar durumun bu şekilde devam ettiği anlaşılmaktadır. Gümüşhâneli Dergâhı hulefasından Mustafa Fevzi b. Numan bu hali şu beyitlerle ifade etmektedir:
Fatma Sultan Camii ıssız imiş
O zamanlar pek cemâ’atsiz imiş
O idi gûyâ ki bir dâr-ı sükût
Âdetâ olmuştu beyt-i ankebût[2]
Bu yıllarda, Gümüşhânevî Ahmed Ziyâeddin Efendi’nin sonradan başhalifesi olacak olan yakın dostu Kastamonulu Hasan Hilmi Efendi (v.1911) bu camide hasbeten müezzinlik yapmaya başlamış. Burayı mesken ittihaz ederek camiye canlılık kazandırmıştır:
Hazret olmuştur müezzin ol zaman
Hizmet etmiş mescide rûz ü şebân
Parasız pulsuz edermiş hizmeti
Mescidi şenlendirirmiş hazreti
Hazret-i Hilmî o demde genç imiş
Fatma Sultan’da temekkün eylemiş
Hiç açılmazmış o mescit ibtidâ
Bir zuhurdan bir usurdan mâadâ
Çünkü teşrîf eylemiş ol nev-civân
Beş vakit açmış o bâbı her zamân
Ser-müezzin olmuş orda pîr-i Hak
Yok idî andan daha bir müstehak[3]
Hâlidîlerin İstanbul’daki kıdemli şeyhi Abdülfettah el-Akrî’nin 1864’te vefatından sonra Gümüşhânevî, Hâlidî usulüne göre[4] bu kıdemi tevarüs ederek irşat faaliyetlerine daha geniş bir şekilde yön vermiştir. Şeyhi Ervâdî’den aldığı hilafet sonrası Mahmut Paşa Medresesi’ndeki hücreleri bu vazife için kullanıyordu. Buranın yetersizliği ortaya çıkınca Hasan Hilmi Efendi’nin teklifi ve teşvikiyle tasavvufî faaliyetler Cağaloğlu’nda Fatma Sultan Camii’nde icra edilmeye başlandı. Hediyyetü’l-Hâlidîn’de Mustafa Fevzi bu serencamı şöyle nakletmektedir:
Çoğaldıkça çoğaldı nûr-ı Sübhân
Görürler gün güne artmakta ihvân
Bu eyyâma kadar her Cum’a günler
Geceler, hem sabahlar, hep hatimler
Olurdu Fatma Sultan’da velâkin
O hazret medrese dârında sâkin
Olurdu bu makamda de’b-i halvet
Zâman-ı nakle dek ol mâh u tal’at[5]
Gümüşhânevî bir süre daha Mahmut Paşa Medresesi’nde ikamet etmeye devam ettikten sonra, 1857 senesinde harem ve selamlık bölümlerinden müteşekkil tekke binaları inşa olunmuş kendisi de buraya taşınmıştır.
İki yüz sekseni geçmişti hicret
Ki Fatma Sultan’a nakletti hazret[6]
Yapının Fatma Sultan Camii’nden ibaret olan kısmı tarikat faaliyetlerinin yürütüldüğü bir tevhidhâne vasfına bürünmüştür. Burada zikirler burada yapılmış, mahsus günlerinde sohbet halkaları kurulmuş, Râmûzü’l-Ehâdîs başta olmak üzere okunması adet olan kitapların tedrisi burada gerçekleşmiştir. Harem kısmı şeyh ailesinin ikameti için ayrılmış, dergahta şeyhlik yapan zatların aileler için burası vakfedilmiştir. Selamlık kısmı ise misafirlerin ağırlanması ve günlük yaşam için kullanılmıştır.
Baha Tanman bu yapıların konumlarını şu şekilde tarif etmektedir: “Cami-tevhidhâne, Hükümet Konağı sokağı ile Gümüşhâneli sokağının kavşağında bulunan küçük bir avlunun gerisinde yer alıyordu. Tuğla örgülü babalar üzerine oturan demir parmaklıklarla sınırlanan bu avlu basit bir kapıyla Hükümet Konağı sokağına açılıyordu. Arsanın batı kesiminde bulunan tekke bölümleri ise kapısı Gümüşhâneli sokağına bakan ve bir şadırvanla donatılmış olan tekke avlusunun çevresinde yer almaktaydı. Bu kesimin kuzeydoğu köşesinde bulunan iki katlı ahşap harem binası cami-tevhidhâneye bitişiyordu. Cami-tevhidhânenin batı duvarına bitişen tek katlı ahşap bina selamlık birimleriyle derviş hücrelerini barındırıyordu. Tekke avlusuna girildiğinde sağ köşede küçük bir şadırvan bulunmaktaydı.”[7]
Gümüşhâneli Dergâhı, tekkelerin kapatıldığı 1925 yılına kadar faaliyetlerine devam etmiştir. Bu süre zarfında her biri Ahmed Ziyâeddîn Gümüşhânevî’nin halifeleri olan şu zevât postnişîn olmuşlardır:
Kastamonulu Hasan Hilmi Efendi (v.1911),
Safranbolulu İsmail Necâti Efendi (v.1919),
Dağıstanlı Ömer Ziyâeddîn Efendi (v.1920),
Tekirdağlı Mustafa Feyzi Efendi (v.1926).
Cumhuriyet döneminde kadro harici camiler arasına katılan Fatma Sultan Camii ve tekke binaları bir müddet İstanbul valiliği jandarmalarının yatakhanesi ve elbise deposu olarak kullanıldıktan sonra 1957’de yol açma ve Defterdarlık binasının yapılması gerekçesiyle yıktırılmıştır.[8]
Gümüşhâneli Dergahı, Nakşibendî-Halidî yolunun Ziyâiyye şubesinin merkezi vazifesini gördüğü çok da uzun kabul edilemeyecek süre zarfında, dönemin İstanbul’unda ilmiye, askeriye ve siyasiyenin teveccühünü kazanmış bir irfan ocağı olma hüviyetini kazandığı görülmektedir. Bu teveccüh, daha bânisi Gümüşhânevî zamanında sınırları aşmış ve eski dünyanın üç kıtasında kendisini göstermiştir.
İlme, irfana, kültüre, sosyal ve ekonomik dayanışmaya dair faaliyetlerin icra edildiği bu merkezin, bu denli tesirli olmasında, içten dışa doğru geleneksel usullere bağlı ve günün ihtiyaçlarını gözeten bir işleyişin varlığından bahsetmek mümkündür. Döneme dair yazılı kaynaklardan ve dergâhın vârisleri eliyle günümüze ulaşan belgelerden bunu takip etmek mümkündür.
[1] Eyice, Semavi, “Fatma Sultan Camii”, DİA, XII, 262-264.
[2] Mustafa Fevzi b. Numan, Menâkıb-ı Haseniyye (Kitâb-ı Ziyâiyye içinde), 430.
[3] Mustafa Fevzi b. Numan, Menâkıb-ı Haseniyye (Kitâb-ı Ziyâiyye içinde), 430.
[4] Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî’nin halifelerine yazdığı mektuplarda bir beldeye daha önce irşat için giden bir halifenin kıdemine saygı duyulması ve önüne geçilmemesine dair nasihatleri uzun süre Hâlidîler arasında bir usul olarak benimsenmiştir.
[5] Mustafa Fevzi b. Numan, Hediyyetü’l-Hâlidîn (Kitâb-ı Ziyâiyye içinde), 292.
[6] age., 292.
[7] Tanman, M.Baha, “Gümühânevî Tekkesi” DİA, XIV, 277-278.
[8] age., 278.