Teveccüh Arapça’da yönelmek mânasına gelmektedir. Şeyhin bütün manevi gücünü müridin kalbi üzerine yöneltmesi ve bu suretle ona aktarmasıdır. Bu müridin ruhunda filizlenmelere sebep olacak manevi bir aşılamadır. Yani müridin ruhî kabiliyet kapasitesinin artırılmasıdır. Mürşit bu şekilde müridinin ruhi kabiliyetlerini yüklenmiş olur.[1]

Alaeddin Attar’ın müritlerinden Abdullah İmam İsfehânî teveccühün vicdanî (kalbî) bir iş olduğunu ve herkesin kendi istidadına göre farklı şeylerin zuhur ettiğini söylemiş ve beş ayrı teveccüh usulü zikretmiştir:
1. Salikin daima Allah’ın kendini gördüğünü düşünmesi ve uzuvlarını, hem de düşüncelerini kötülükten koruması,
2. Allah’ın kalpteki düşünceleri bildiğini düşünerek kalbini kötü düşüncelerden ve mâsivâdan koruması,
3. Kendisini ve âlemi yok, Hakk’ı da hakiki varlık olarak düşünmesi,
4. Harici ve zihni iki varlık olduğunu düşünüp, her varlıkta zuhur eden hakiki varlığın Allah olduğunu düşünmesi,
5. Tek varlık görüp, zât-ı ilahîden gayrısını görmemesi.”[2]
Nakşibendî kaynaklarında dört ayrı teveccüh türüne rastlanmaktadır:
1. Allah’a Teveccüh: Müridin gayret edip kalbini ve düşüncesini Allah’a yöneltmesidir.
2. Kalbe Teveccüh: Salikin Allah ismini ya kalbe yazılı olarak veya tamamen manen yoğunlaşarak nazar ve teveccüh etmesidir.
3. Şeyhe Teveccüh: Yaşayan veya vefat etmiş bir şeyhe feyz almak veya istimdat için yönelmektir.
4. Müride Teveccüh: Bir şeyhin feyz aktarmak ve olgunlaştırmak gayesiyle müride yönelmesidir.[3] Müceddidiyye sonrası dönemde teveccüh tek başına konu edildiğinde daha çok bu mâna kastedilmektedir.
Hem Müceddidî, hem de Hâlidî usulünde sülûkta ilerlemiş müritler için teveccüh adında bir uygulamanın varlığı bilinmektedir. Sonraları önemli ölçüde vazgeçildiği anlaşılan bu usulün özel zamanlarının ve bazı özel adabının olduğu anlaşılmaktadır. Mustafa Fevzi, mürşidin müride nisbeti telkini manasında teveccühü ve adabını şöyle tarif etmektedir:
“Mürit kalbinden bütün düşünceleri çıkararak ölü gibi hareketsiz mürşidin huzurunda durur. Dizini mürşidin dizine dayar, gözlerini yumar, dişlerini ve dudaklarını birbiri üzerine koyar, dilini damağına yapıştırır, nefesini normal salıverir. Bu durumda zikirle de meşgul olmaz. Mürşit ise kalbinden şu şekilde niyaz eder: ‘Yâ İlâhî, sadat-ı kiramı vasıta edinerek Peygamber’e rabıta ettim. İlahî feyizden silsile yoluyla bana ne vârid olduysa inayet eyle, şu aciz kuluna da onu isal eyle.’ Bunun üzerine şeyhin kalbinden feyzin müridin kalbine aktığı tahayyül edilir, mürit de gelecek feyze hazır olur.[4]
[1] Ethem Cebecioğlu, age., 658.
[2] Necdet Tosun, age., 311.
[3] age., 312-313.
[4] Mustafa Fevzi, age., 90.