Ailesi ve Eğitimi
İsmail Necati Efendi, 1258/1842’de Safranbolu’da doğmuştur. Babası Mehmed Efendi Oğulören (Oğulveren) köyünde Ömeroğulları ailesine mensuptur.[1]

İsmail Necati Efendi, ilim tahsiline Safranbolu’da Müftü Mehmed Hilmi Efendi’den ders alarak başlamış, 1285/1868’de 26 yaşında İstanbul’a gelerek Bayezid Medresesi’ne dahil olmuştur. Müderris ve dersiâmlarından Ahıskalı İbrahim Hulusi Efendi’nin derslerine sekiz sene devam etmiş, 1293/1876’da 34 yaşında icazet almıştır. Yine aynı yıl ruûs yani memuriyet imtihanında[2] başarılı olmuş Bayezid Medresesi’nde ders vermeye başlamıştır. 1892’den itibaren de talebelerine icazet vermeye başlamıştır.[3]
1897-1908 yılları arasında on bir yıl boyunca “huzur dersleri muhataplığı”, 1909 ve 1910 yıllarındaki huzur derslerinde ise “mukarrirlik” vazifesi yapmıştır.[4] 1315/1897’de dördüncü dereceden Mecîdî ve Osmânî nişanlarını almaya hak kazanmıştır. 1911 yılında ise müfredatı yenilenen Dârü’l-Hilâfeti’l-Aliyye Medresesi’nin Kısm-ı Âlî’sine hadis dersi müderrisi olarak tayin edilmiştir.[5]
Gümüşhâneli Dergahı’na İntisabı ve Hilafet Dönemi
1285(1869)’da İstanbul’a gelerek Beyazıt Medreseleri’nde eğitimine başlayan İsmail Necati Efendi, Ahmed Ziyâeddin-i Gümüşhânevî ve çevresinin yoğun ilgi gösterdiği bir alana girmiş oldu. Bu ilgi genel mânasıyla o dönemde Gümüşhânevî ve ilk halifelerinin Nakşî-Halidî yolunda yeniden nüvelenmeye başlayan, ilim ve irfanın birlikte yürümesine dayanan bir anlayışa dayanmaktaydı. Bunun İslâm dünyasında baş gösteren inkıraz ve dağılmanın çaresi olduğunu düşünüyorlardı. Bu sebeple medrese mensubu hoca ve öğrencilerin tekkeyle bağlantılarını kurarak tasavvufî hayatla tanışmalarına vesile olunuyordu. İlim ve irfanın birlikte yürütüldüğü Ziyâiyye anlayışını imparatorluk sathına yaymaya yönelik amaçlarını mayaladıkları yer, medrese çevreleri ve bu amaca matuf birincil muhatapları da medrese öğrencileri ve hocalarıydı. İsmail Necati Efendi’nin öğrenci olduğu sıralarda bu etkinliğin Gümüşhânevî’nin bir dönem tekke mahiyetinde kullandığı Mahmutpaşa Medresesi merkez olmak üzere, Beyazıt Medresesi’ne doğru yayıldığını söylemek mümkündür.
Tam olarak hangi tarihte ve kimler vasıtasıyla tekkeyle tanıştığını ve Gümüşhânevî’ye intisap ettiğini bilmiyoruz. Ancak evraklara baktığımızda henüz talebeyken tekkeyle münasebet kurduğunu söyleyebiliriz. Bir çeşit hilafet ahidnâmesi olan Şurût-ı Said isimli evraktan anladığımız kadarıyla 1291(1874)’ten önce hilafet almış olmalıdır.
Hoca veya halife olarak herhangi bir vasıfla sıfatlandırılmadığı tarihsiz bir halvet listesinde ismi ikinci sırada, “İsmail Efendi bin Mehmed, Safranbolu”[6]olarak geçmektedir. Muhtemelen bu ilk halvetlerinden biri olmalıdır.
1289 (1872) tarihli halvet listesinde Beyazıt Medresesi’nde hoca olarak Safranbolu’lu nisbesiyle yer alan İsmail Efendi, halife sıfatıyla kaydedilmiştir.[7] 1291 (1874) tarihli halvet listesinde de ismine rastlanmaktadır. Bu evrakta yer alan mülahazada halvet akabinde Silistre’ye gitmek istediğini beyan etmektedir.[8] Henüz Gümüşhâneli Dergahı ve meşrutasının var olmadığı bir döneme rast gelmesi sebebiyle bu halvetlerin o dönemde Gümüşhânevî ve talebeleri tarafından etkin bir şekilde kullanılan Mahmutpaşa Medresesi hücrelerinde icra edildiği söylenebilir.
1294/1877’de Gümüşhânevî ikinci kez hacca giderken yerine vekil olarak Hasan Hilmi Efendi’yi bırakmış ve halifelerinden üç kişiyi ona muavin olarak tayin etmiştir. Kâtip Mustafa Fevzi Efendi, Hediyyetü’l-Halidîn’de bu üç kişiden birinin İsmail Necati Efendi olduğunu şu şekilde ifade etmektedir:
| “İkinci kez Hicâz’a kıldı niyet Iyâliyle berâber etti rıhlet | Muâvin gösterip o şems-i iksîr Cenâb-ı Hilmî’ye etmişti tevkîr |
| Bu esnâda Cenâb-ı kutb-i a’zam Vekîl etti Hasan Hilmî’yi efham | Muâvin üç nefer zâ-ı kerem-kâr Biri Eşref Efendi o vefâdâr |
| Ona teslîm edip post-ı reşâdet Gider Mevlâ-yı Ahmed bâ-saâdet | Biri el-Hâcc Ali Hocaefendi Biri de Hâce İsmâil Efendi”[9] |
Bundan sonra rastladığımız ilk evraklarda 1300/1883 Receptarihiyle dâhil-i halvet (40 gün) olan zevâtarasında ismi yirmi üçüncü sırada “Halife İsmail Efendi Safranbolulu” olarak geçmektedir.[10]
Hasan Hilmi Efendi’nin postnişinliği döneminde şeyh efendinin 1314/1896’da hacca gitmesi üzerine tekkede şeyh vekili olarak görev yapmıştır.
Gümüşhâneli Dergahı Postuna Oturması
23 Safer 1329/23 Şubat 1911’de Hasan Hilmi Efendi’nin vefatı üzerine tekkenin üçüncü potnişini olarak makama geçmiştir. İsmail Necati Efendi’nin Hasan Hilmi Efendi’den sonra makama geçmesini Mustafa Fevzi Efendi Menâkıb-ı Haseniyye’de şöyle anlatır:
| “Hastalanmıştı Cenâb-ı dest-gîr Pek zaîf düşmüştü ol pîr-i münîr | Bu idi Ahmed Ziyâ’ya müntesîb Ondan almıştı hilâfetten nasîb |
| Nice müddet hatme gelmezdi o nûr Eyledi ihvânda çok kaygı zuhûr | Sâhib-i fazl-ı kemâl bir zât idi Bu makâmı ondan ihrâz eyledi |
| Hâce İsmâil Efendi hazreti Etti îfâ, emr-i sâhib-devleti | Hâsılı şimdi bu şeyh-i muhtere Bu makâmda eyliyor bezl-i himem |
| Çün vekîl-i mutlak olmuştu o zât Hem asıldır şimdi o âli-sıfât | O vasiyyet eylemişti ibtidâ ‘Şeyh Necâtî’ye edin siz iktidâ’ |
| Eyledi çünkü hayatında vekîl Hem “budur” dedi “memâtımda asîl” | Bu bütün ihvân için sâbit idi Bu vasiyyet-nâme te’yid eyledi.”[11] |
| Bu idi emr-i kaderde iktizâ Zâhir oldu cilve-i sırr-ı kazâ |
Hasan Hilmi Efendi’nin vefatı ve yerine İsmail Necati Efendi’nin geçişinin çeşitli yollarla farklı bölgelerdeki Gümüşhâneli Dergahı hulefâsına haber verildiği anlaşılmaktadır.[12]
İsmail Necati Efendi’nin yazdığı mektuplarla kendisinin bizzat Hasan Hilmi Efendi tarafından şifâhen ve tahrîren vasiyetname ile makama geçirildiğini ve vazifeyi teslim aldığını ilan ettiği anlaşılmaktadır.[13]
İrşat Faaliyetleri
Gümüşhâneli Dergahı’nın usulüne uygun olarak İsmail Necati Efendi bir yandan tekkenin kendine özgü hadis merkezli ilmi faaliyetlerini yürütürken eş zamanlı olarak irşat faaliyetlerine devam etmiştir.
Her salı ve cuma günleri işrak namazından sonra şeyh efendi ilimde yeterlilik sahibi taliplere Râmûzü’l-Ehâdîs okuturdu. Bu derse Muharrem ayında başlanır ve Recep ayında bitirilirdi. Ders sona erdiğinde şeyh efendi icazet verir; bunlardan talebe olanlara Râmûz, medresede hoca olanlara ise Râmûz şerhi Levâmiu’l-Ukûl’ü hediye ederdi.
Aynı şekilde Gümüşhânevî’nin telifâtından Garâibü’l-Ehâdîs de ders olarak okutulurdu. Bu dersler aynı usulle fakat öğleden sonra yapılırdı. Bu kitap senede birkaç defa tekrarlanır ve ehil olanlara birkaç yüz tane hediye edilirdi.
Bu kitapları Ahmed Ziyâeddin-i Gümüşhânevî hazretleri kaleme almış, talebeler için vakfederek halife ve vekillerine de böyle yapmak üzere vasiyet etmiştir. Tekkede makama gelen her şeyh efendi gibi İsmail Necati Efendi döneminde de Gümüşhânevî’nin vakıf şartları yerine getirilmiştir.
Bu kitaplar dışında birçok kitap daha vardır ve Gümüşhânevî Efendi’nin vakfı olarak ehliyetli kimselere hediye edilir. Kitaplar tükenince vakıf senedi ve basım izni sayesinde yeniden basılırdı.
Cuma günleri öğleden sonra yine Kur’ân-ı Kerîm hatmi ve hatm-i hâcegân icra edilir ve tarikate mensup olanlara özel teveccüh meclisleri kurulurdu.
Her hafta Salı gecesi, yatsı namazı akabinde Kur’an hatmi ve hatm-i hâceden sonra şeyh efendi dua ederdi. Bundan sonra ihvanın yoğun katılımıyla tehlil zikri yapılır, kıyâmü’l leyl kılınarak meclise son verilirdi.
Ehil olan ilim sahiplerine özel halvetler yapılırdı. Her sene halvet açılır ve şeyh efendi dilediğini bu eğitime tabi tutar, halvet sonunda layık olanları tarikatten mezun ederek bir bölgeye irşat ve tedris için gönderirdi.[14]
İsmail Necati Efendi döneminde açılan halvetler sonucunda halvete dahil olanların sonrasında irşat ve eğitim için gitmeyi hedefledikleri yerlere baktığımızda Osmanlı coğrafyasının batıdan doğuya önemli kesiminde bu insanların bir faaliyeti ve etkinliği olduğunu anlamaktayız:
Recep 1329/Temmuz 1911[15]:
Holaysalı İbrahim Hakkı Efendi- Hicaz’a
Boşnak Hacı İbrahim-Saraybosna’ya
Atinalı Hasan Efendi-Rize’ye
Karahisarî Mehmed Efendi-Afyon’a
Tekfurdağlı Emin Efendi-Tekfurdağ’a
Oflu Hacı Yusuf Efendi-Gelibolu’ya
İzmirli Hacı Mustafa Efendi-İzmir’e
Holaysalı Mehmed Efendi-Sındırgı’ya
Holaysalı Mehmed Nuri Efendi- Hendek‘e
Demircili Lütfü Efendi-Biga’ya.
Demircili Hacı Mustafa Efendi-Sultâniye ve Bayrâmiç’e
Recep1332/ Mayıs 1914[16]:
Bolvadinli Ahmed Efendi-Bolvadin’e
Oflu Hacı Mehmed Efendi-Şile’ye
Oflu Yusuf Bahri Efendi-Gelibolu’ya
Demirkapılı Hacı Ahmed Efendi- Medîne-i Münevvere’ye
Oflu Hacı Mustafa Efendi-Adana’ya
Oflu Osman Efendi-İzmir/Tubalı nahiyesinde Dermil karyesine
Kalkandereli İbrahim Hakkı Efendi- Bursa’ya
Oflu Hüseyin Mehmed Efendi-Bursa’ya
Recep 1338 / Mart 1920[17]:
Oflu Hafız Şemseddin Efendi ibn-i el-Hâc Mehmed- Selânik’e
Holaysalı Mehmed Efendi- Balıkesir’e
Holaysalı Hüseyin Efendi- Selanik’e
Holaysalı Hacı Mehmed Efendi-Şile’ye
Holaysalı Hacı Yusuf Efendi-Gelibolu’ya
Bu sırada Balkan Harpleri sonrasında Osmanlı’nın ilgili bölgeden çekilmesiyle birlikte 1913 senesinde Makedonya-Ustrumca’da bulunan Halidî-Ziyaî Tekkesi’nin kapatılarak kütüphanesinin Gümüşhâneli Dergahı’na bir tutanakla devredildiği ve bu hadiseden sonra yukarıda ismi geçen Kalkandelenli İbrahim Hakkı Efendi’nin İstanbul’a döndüğü anlaşılmaktadır.[18] Bu belgeden o dönemde Osmanlı’nın batı coğrafyası olan Makedonya’da Gümüşhâneli Dergahı’na ait bir şubenin varlığı ve etkinliği tespit edilmektedir.
Halifeleri:
İsmail Necati Efendi dönemi Gümüşhâneli Sergahı evraklarından; hilafetnâme, halvet belgeleri ve şehadetnâmelerden elde ettiğimiz verilerden tespit ettiğimiz kadarıyla yirmi üç kişiyi hilafet pâyesine layık gördüğü anlaşılmaktadır:
- Ankaralı Muhammed Hilmi Efendi[19]
- Devrekli Osman b. Muhammed Emin[20]
- Düzceli Hacı Said Efendi[21]
- Düzceli Hafız Osman Efendi[22]
- Oflu Hacı Hasan b. Mehmed[23]
- Hafız Şevket b. Ahmed[24]
- Kalkandelenli İbrahim Hakkı[25]
- Kırımlı Hacı Murad b. İbrahim Efendi[26]
- Kırşehirli Hoca Ömer b. Ali Efendi[27]
- Nallıhanlı Halid Efendi[28]
- Nevşehirli Muhammed Nuri b. İbrahim[29]
- Oflu Ferşadzâde Hacı Mustafa b. Hasan Efendi[30]
- Oflu Muhammed Bahâüddin Efendi[31]
- Oflu Osman b. Muhammed Efendi[32]
- Oflu Osman Nuri Efendi[33]
- Yalvaçlı Hacı Hafız Şükrü Efendi[34]
- Holaysalı Baltacıoğlu İbrahim b. Ahmed Efendi[35]
- Bigalı Abdülaziz Efendi b. Mahmud[36]
- Hoca Ömer Efendi b. Ali[37]
- Hoca Murad Efendi b. İbrahim[38]
- Hafız Şevket Efendi b. Ahmed[39]
- İzmirli Mustafa Efendi[40]
- Abdurrahim b. Abdülgâni[41]
Bu zâtlardan Oflu Muhammed Bahâeddin Efendi Of’un Mimilos/Yukarı Kumlu köyünde 1863’te doğmuştur. Serdaroğlu Süleyman Mazhar Nuri Efendi’nin oğludur. 1890’da Taşkıran Medresesi’nden icazet almış, 1907’den itibaren İstanbul Rüstempaşa Medresesi’nde müderrislik yapmış ve bu sırada Gümüşhâneli Dergahı’na intisap etmiştir. 1910’da Edirne’de müftülük görevinde bulunmuştur.[42] 1911/1329 halvet listesinde ismine rastlanmaktadır.[43]
Yine Karadeniz havalisinde Hacı Ferşad Efendi namıyla tanınan Ferşadzâde İbrahim Hakkı Efendi, Çaykara’nın Holaysa (Yeşilalan) köyünde dünyaya gelmiştir. Kesin olarak hangi tarihte doğduğu bilinmemekle birlikte 1866 yılında doğduğu tahmin edilmektedir. Huşolu Numan Efendi’den başladığı tahsilini tamamladıktan sonra İstanbul’a gitmiş ve burada hemşerisi Kondu’lu Yusuf Şevki Efendi vasıtasıyla Gümüşhâneli Dergahı’na intisap etmiştir. Memleketine döndükten sonra bir medrese kurarak, eğitimle meşgul olmuştur. Kayınpederi de olan Yusuf Şevki Efendi’den sonra yöredeki Gümüşhâneli Dergahı büyüklerinden Vardalı Osman Niyazi Efendi’yle irtibat kurmuştur. Dergah’ta defaatle halvetlere devam etmiş ve İsmail Necati Efendi tarafından hilafete layık görülmüştür. Yöredeki Gümüşhânevî vakfı kütüphanelerinde mütevellilik görevlerinde de bulunan Ferşad Efendi, 3 Eylül 1929 tarihinde vefat etmiştir. [44]
Onun en önemli talebeleri, Çalekli Dursun Güven Efendi ve Mehmet Rüştü Aşıkkutlu’dur. Yusuf Şevki Efendi’nin oğlu, kayınbiraderi Ali Galip Yücel Efendi’yi halife olarak tayin etmiştir. Samsun’lu Açıkbaş Ömer Efendi kendisine mensup önemli zâtlardan olup Ali Galip Efendi’den sonra silsilesini devam ettirmiştir.
Vefatı
İsmail Necati Efendi 6 Şubat 1336/6 Şubat 1920’de 78 yaşında İstanbul’da Gümüşhâneli Dergahı’nda vefat etmiştir. Gümüşhânevî ve hulefasının kabirlerinin bulunduğu Süleymaniye Camii haziresine defnedilmiştir. Önceleri kapalı bir türbe şeklinde olan bu kabirler 1950’li yıllarda çevre düzenlemesi adı altında yıkılarak açık mezar haline getirilmiş, birkaç metre geriye alınmıştır.
Mezar taşının baş şâhidesine Katip Mustafa Fevzi Efendi’nin (v.1343/1924) düştüğü tarih şöyledir:
Hüve’l-Bâkî,
Mürşid-i ehl-i hakîkat, kudve-i erbâb-ı dîn,
Hazret-i üstâd-ı a’zam, tâc-ı fahri’l-ârifîn,
Sâni-i kâim-makâm-ı Hazret-i Ahmed Ziyâ,
Şems-i Feyyaz-ı fezâil, nûr-i ayn-i sâlikîn,
Nisbet-efzâ-yı tarîkat rehber-i ilm-i bütûn,
Zübde-i eslâf-ı sâdât, müktedâ-yı âhirîn,
Zü’l-cenâhayn Hâce İsmâil Efendi Hazret
Vâris-i ekmel idi, her hâli gâyetle metin
Fevziyâ üçler huzûrunda oku üç Fâtiha,
Burdadır rûh-ı Ziyâ, Hilmi, Necati berîn
15 Cemâziyelevvel 1338/6 Şubat 1336 (1920)
Gümüşhânevî Dergâhı halifelerinden Ünyeli Mehmed Arif Efendi, İsmail Necati Efendi için hali hayatında bir methiye yazmıştır:
| Ey necât-ı her giriftâr ey devây-ı her alîl Çâre-sâz-ı her ciğer-hûn dest-gîr-i her zelîl | Muktebisdir şem‘-i feyzinden hezârân şeyh ü şân İn‘itâf-ı himmetin sellâk-ı feyze bî hesâb |
| Rehnümây-i tarâtullâhda şeyh-i bî adîl Destiyârî-i iyâlullâhda gavs-ı bî misîl | Feyz-i cân-ı bahşın mizâc-ı sâfa ayn-ı selsebîl Selsebîl-i feyz ki canlar revân diller sebîl |
| Feyz-i cân-bahşın mizâc-ı safâ-ayn-ı selsebîl Selsebîl-i feyz ki cânlar revân, diller sebîl | Ravza-i himmetin ricâl-i gayba meydân-ı huzûr Halka-i zikrin safâ-yı rûha mir’ât-ı zuhûr |
| Ey ulûm-ı şer‘-i enverde vahîd-i sırr-ı bülend Keşf-i esrâr-ı hakîkatde ferîd-i bî menend | Sohbetin erbâb-ı ihlâsa şifâ-bahş-ı sudûr Meclisin cân u dil-i uşşâka firdevs-i sürûr |
| Nisbet-i tevhîdden hakkıyla sensin hisse-mend Cilvegerdir sende Hakk’a sırr-ı şâh-ı Nakşibend | Feyz-i cân bahşın mizâc-ı sâfa ayn-ı selsebîl Selsebîl-i feyk ki canlar revân diller sebîl |
| Feyz-i cân-bahşın mizâc-ı safâ ayn-ı selsebîl Selsebîl-i feyz ki canlar revân diller sebîl | Ey gürûh-ı Nakşibendân’ın melâz ü sürûru Kıble-i hâcâtı şeyh-i ekmeli tâc-ı sırrı |
| Ey cihân-ı ma‘rifetde vâsıl-ı aksâ’n-nisâb Âlem-i zühd ü ra‘de kâmil-i zî-ihtisâb | Feyz-i cân-bahşın mizâc-ı sâfa ayn-ı selsebîl Selsebîl-i feyz ki canlar revân diller sebîl |
Efkarü’s-sâlikîn kıtmîr-i bâb-ı Ziyâeddîn, Mehmed Arif el-Ünyevî h.1335-r.1333-m.1916-17
Oğlu Mehmed Fehmi Efendi (v. 1943)
Mehmed Fehmi Efendi, İsmail Necati Efendi ile Cemile Hanım’ın oğulları olarak 1864 senesinde Safranbolu’da dünyaya gelmiştir. Babasının 1868 yılında İstanbul’a göç etmesinden anladığımız kadarıyla 4 yaşlarında İstanbul’a gelmiştir.
İstanbul’a geldiğinde, Kur’an-ı Kerim’i hıfzetmiş, daha sonra babasının derslerine devam ederek 1894 yılında icazet almıştır. Ruüs imtihanında yeterliliğini ispatlayarak 1902 yılında Bayezid Camii’nde ders okutmaya başlamıştır. Bu sırada Sultan Abdülaziz’in oğlu şehzade Şevket Efendi’ye özel dersler vermiş, şehzade hocası olmuştur.
1914 yılında Süleymaniye Medresesi’nde Usül-i Fıkıh müderrisliği getirilmiştir. 1915 yılında Huzur Dersleri Muhataplığı’na başlamış ve bu vazifesi 1921 yılına kadar devam etmiştir.
Yine o yıllarda yeniden ihdas edilen Daru’l-Hilafeti’l-Aliyye Medresesi’nin tali kısım umum müdürlüğüne tayin edilmiştir. Burada Arap edebiyatı müderrisi olarak ‘Kısm-ı âlî’ öğrencilerine dersler vermiştir. Bu görevlerinin yanında ayrıca Vefa ve Mercan İdâdîleri’nde Arapça, İstanbul İdâdîsi ve Mekteb-i Sultâniye’de Ulûm-ı Dîniyye dersleri okutmuştur. İstanbul Darü’l-Fünûn’u İlahiyat ve Hukuk Fakülteleri ile Mekteb-i Mülkiye’de fıkıh ve mecelle hocalığı yapmıştır.[45]
Okuttuğu İslâm Hukuku Felsefesi derslerini kitap haline getirmiş ve 1913 yılında Hikmet-i Hukûk-ı İslâmiyye ismiyle yayınlamıştır.
Cumhuriyet sonrasında 1924 yılında yapılan seçimlerle birlikte Cumhuriyet İstanbul’unun ilk müftüsü olmuştur. Vefatına kadar da bu görevi devam etmiştir. Bu görev devam ederken 1940 yılında cami ve mescitlerde görev yapacak kimseler için Dînî-İdârî Mâlûmat Mecmuası ve İmtihan Rehberi adıyla bir kitap yayınlamıştır.
Mehmed Fehmi Efendi, Emine Behiçe Hanım ile 1892 yılında evlenmiştir. Soyadı kanunda Ülgener soyadını alan Fehmi Efendi’nin bu evlilikten 1908 yılında Mesude ve 1911 yılında İsmail Sabri isimlerinde iki evladı olmuştur. Oğlu Sabri Ülgener (v.1983) İstanbul Üniversitesinin meşhur iktisat tarihçisi ve düşünürlerindendir.
Mehmed Fehmi Efendi, 20 Nisan 1943 yılında İstanbul Çemberlitaş’taki evinde vefat etmişlerdir. Bir gün sonra 21 Nisan 1943 günü Edirnekapı Şehitliği’ndeki aile mezarlığına defnedilmiştir.
Mehmed Fehmi Efendi, ilmen ve ahlaken babası İsmail Necati Efendi ‘ye benzerdi. Zâhirî ve bâtinî ilimlerle mücehhez, kamil bir insandı. Arapça ve Farsça’ya iyi derecede bitirdi. Hüsnü hatta meraklı muttaki, zahit, güler yüzlü, güzel bir insandı.
[1] Şer’î Siciller Arşivi, no:3394. Doğum tarihi konusunda tüm kaynaklar tahmini olarak 1840 yılını vermiştir. Ancak Şer’î Siciller Arşivi’nde kendi yazmış olduğu hal tercemesinde doğum tarihi olarak 1258/1842 tarihi verilmektedir. Bk. A. G. Sayar, Bir İktisatçının Entelektüel Portresi Sabri F. Ülgener, Eren Yay., İstanbul 1998, s. 28; A. G. Sayar, “İsmâil Necâti Efendi” DİA, XXIII, 115; İ. Gündüz, Ahmed Ziyâüddin Gümüşhânevî, İstanbul 1984, s. 146.
[2] Medrese tahsilini bitirenlerden bu imtihanı kazananlara ders verme salahiyetine sahip olduklarına dair bir berat verilirdi.
[3] Şer’î Siciller Arşivi, no:3394.
[4] E. Mardin, Huzur Dersleri, İstanbul, 1966, s.177; H. Yılmaz, Dünden Bugüne Gümüşhânevî Mektebi, 93-97; S. Albayrak, Son Devir Osmanlı Uleması, II, 295.
[5] İ. Gündüz, 147; H. Yılmaz, 94.
[6] M. Es’ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi Arşivi, AZG/5/191.
[7] M. Es’ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi Arşivi, AZG/5/187.
[8] M. Es’ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi Arşivi, AZG/4/120, AZG/5/184.
[9] Mustafa Fevzi, Hediyyetü’l-Hâlidîn, (Menâkıb-ı Ziyâiyye içinde), 297.
[10] M. Es’ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi Arşivi, AZG/5/172.
[11] Mustafa Fevzi, Menâkıb-ı Haseniyye, (Menâkıb-ı Ziyâiyye içinde), 443.
[12] Hasan Hilmi Efendi’nin halifesi Bolvadinli Ahmed Fevzi Efendi’ye tekkenin mensuplarından Abdurrahman Fahri isimli zâtın yazdığı mektupta Hasan Hilmi Efendi’nin vefatı ve İsmail Necati Efendi’nin makama geçişi şöyle haber verilir:
“Huzûr-ı Âlîlerine,
Fî 12 Şubat 1326 Cumartesi gecesi [25 Safer 1329/25 Şubat 1911],
Azîzim, ba‘de es-selâmü aleyküm ve rahmetullâh ve berakâtühû Pîr-i destgîrimiz Hacı Hasan Efendi ilâ rahmetillâh irtihâl buyurdular. Fî 23 Safer sene 1329 ve fî 10 Şubat sene 1326 Perşenbe günü saad 7’de [23 Şubat 1911]. Bâkî’ye emânet olunuz ve’s-selâm. Makâma vekîl Hacı İsmail Efendi’dir. (M. Es’ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi Arşivi, BAF/M/29.)”
[13]Huzûr-ı Uhuvvet-perverîlerine,
Elhamdülillâhi ve’l-münhü ve’s-salâtü ve’s-selâmü alâ sâhibü’l-emni ve alâ âlihî ve sahbihî ve aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtühû rıdvânühû;
Min ba‘d ma‘lûm-ı âlîleri olduğu üzere küllü men aleyhâ fân ve yebgâ vechü rabbike zü’l-celâli ve’l-ikrâm âyet-i celîlesinin mazmûnu münîfi muktezâsı olmak üzere vech-i bâkî-i ilâhîden mâ‘adânın fânî olduğu muhakkakdır. İşte şu günlerde kulûb-ı ihvânı mahzûn ve münkesir eden ve âlem-i cismânîdeki füyûzât-ı kudsiyyet âyâtını bütün bütün rûhâniyyete münkalib kılan şeyh-i e‘ızz-i ekremimiz Hasan Hilmi Efendimiz kuddise sırruhû hazretlerinin intikâl-i dâr-ı bakâ buyurmazdan evvel gerek şifâhen ve gerek tahrîren vasiyetnâme-i kudsiyet-penâhîlerinde makâm-ı âlîlerine tayin buyurulmuş olmaklığım hasebiyle müşârunileyh hazretlerinin emir ve vasiyetleri mûcebince o makâm-ı kuds-i nizâmda âyîn-i tarîka-i aliyyeyi bid‘adtan muhâfazaya çalışacağıma ve vücûdum sıhhatde oldukça bi’z-zat vezâif-i meşîhati îfâ edeceğime Rabbim ile ahd etmiş bulunmakdayım. Cümle ihvâna selamımız teblîğiyle cümlenizi ta‘ziye eder olduğumun beyânı ve sizler dahî âdât-ı kadîme-i sâdât vechile îfâ-yı vazîfe eylemenizi tavsiye ederim ve minallâhi’t-tevfîk
Fî 11 Rebîulevvel 1329 [12 Mart 1911/27 Şubat 1326]
Hâdimü’l-fukarâ’ ve’s-sâlikîn, kâimmakâm-ı Hazret-i Hasan Hilmi, postnişîn-i zâviye-i Ahmed Ziyâeddîn İsmail Necâti. (M. Es’ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi Arşivi, BAF/M/138).
[14] Gümüşhâneli Dergahı’nda icra edilen usul hakkında bk. Mustafa Fevzi b. Numan, Kitâb-ı Ziyâiyye, 385-390.
[15] M. Es’ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi Arşivi, AZG/5/188.
[16] M. Es’ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi Arşivi, AZG/5/170.
[17] M. Es’ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi Arşivi, AZG/5/175.
[18] İşbu defterde muharrer olan kütüb ve resâil Ustrumca kasabasında kâin Halidî dergâhı kütüphânesinde mevcûd olan vakıf kitâblarından olup ve mahall-i mezkûre küffâr tarafından istilâ olunması üzerine mezkûr kitaplar Dersaadet’e nakl olunmuş olmakla ihvân-ı dîn-i mübîn tarafından kırâet ve mütâla‘a olunmak maksad-ı hayriyesine mebnî pîr-i destgîrimiz a‘lemü’l-ulemâ ve a‘refü’l-urefâ kıdvetü’l-muhakkıkîn ve umdetü’l-vâsılîn eş-Şeyh eş-şüyûh el-Hâc Ahmed Ziyaeddin bin Mustafa el-Gümüşhânevî kaddese sırruhû hazretlerinin kütüphâne-i gavs-ı a‘zamîlerine tevdî‘ olunmak üzere postnişîn-i irşâd fazîlet-me’âb reşâdetlü eş-Şeyh el-Hâc İsmail Necâti Efendi hazretlerinin re’y-i âlîlerine ta‘lîkan yed-i ulyâlarına takdîm olunduğunu mübeyyin işbu mahalle şerhle imlâ olundu.
Fî 24 Zilhicceti sene 331 /24 Kasım 1913.
[19] M. Es’ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi Arşivi, AZG/4/84.
[20] M. Es’ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi Arşivi, AZG/3/63.
[21] M. Es’ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi Arşivi, AZG/3/66.
[22] M. Es’ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi Arşivi, AZG/3/67.
[23] M. Es’ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi Arşivi, AZG/3/62.
[24] M. Es’ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi Arşivi, AZG/4/87.
[25] M. Es’ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi Arşivi, AZG/3/60.
[26] M. Es’ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi Arşivi, AZG/4/88.
[27] M. Es’ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi Arşivi, AZG/3/72.
[28] M. Es’ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi Arşivi, AZG/3/75.
[29] M. Es’ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi Arşivi, AZG/4/85.
[30] M. Es’ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi Arşivi, AZG/3/59.
[31] M. Es’ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi Arşivi, AZG/3/56.
[32]M. Es’ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi Arşivi, AZG/4/82.
[33]M. Es’ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi Arşivi, AZG/3/57.
[34]M. Es’ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi Arşivi, AZG/4/90.
[35]M. Es’ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi Arşivi, AZG/3/54.
[36]M. Es’ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi Arşivi, AZG/4/114.
[37]M. Es’ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi Arşivi, AZG/4/114.
[38]M. Es’ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi Arşivi, AZG/4/114.
[39]M. Es’ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi Arşivi, AZG/4/114.
[40]M. Es’ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi Arşivi, AZG/5/188.
[41]M. Es’ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi Arşivi, AZG/3/58.
[42] Albayrak, Haşim, Oflu Hoca Kavramını Oluşturan Din Adamları, 267.
[43] M. Es’ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi Arşivi, AZG/5/188.
[44] Yavuz, Yusuf Şevki, “Ferşad Efendi”, DİA, c.12, 413-114.
[45] http:/ /www.istanbulmuftulugu.gov.tr/kurumsal/oncekimuftulerimiz/mehmet-fehmi-ulgener.html: 29.04.2014, 15.30