Yakın talebelerinden Ankaralı Ahmed Hilmi Efendi’nin Gümüşhânevî’nin Terceme-i Hâli isimli risalesinde Hazret-i Pîr’in şemaili ve adetleri şu şekilde anlatılmaktadır: Hazretin yüzü gayet nuranî, mütebessim, gül rengindeydi. Kaşları kavisli, ortası açık, burnunun orta kısmı hafif yüksekçe, bıyıkları sünnet üzere kısa, sakalları uzun ve beyazdı. Gözleri hafif şehlaydı. Sağ gözünün altında bir ben vardır. Yine sol gözünün… Okumaya devam et Ahmet Ziyâeddin Gümüşhânevî Hazretleri(k.s.)’nin Şemâili
Râbıta
Râbıta sözlükte bağ, ilişki manalarına gelmektedir. Müridin ruhaniyetinden feyz alacağına inanarak kamil şeyhinin suretini zihninde tasavvur etmesidir.[1] Müridin zihni planda, tefekkür ve muhayyile gücünü kullanarak mürşidiyle “beraberlik” halinde olmasını ifade eder.[2] “Râbıta ruhani davranışların bir neticesidir. Onu sadece tasavvufi bir ıstılah olarak vasıflandırmak doğru olmaz. Beşeri münasebetlerimizde râbıtanın son derece yaygın ve müessir olduğunu bildiğimiz… Okumaya devam et Râbıta
Nakşibendiyye
Nakşibendiyye Tarikati, Şâh-ı Nakşibend Hâce Muhammed Bahâeddin Üveysî el-Buhârî (v. 791/1389) tarafından Hâcegân tarikinin yeni bir neş’esi olarak tesis edilmiş temel tarikatlerden biridir. Şah-ı Nakşibend (k.s.) Hazretleri Türbesi, Buhara, Özbekistan Bu ismi almadan önce silsilesindeki seyre göre; Hazreti Ebû Bekir’den Bâyezid-i Bistâmî’ye kadar Bekriyye veya Sıddıkiyye, Bâyezid-i Bistâmî’den HâceYûsuf-i Hemedânî’ye kadar Tayfûriyye, Yûsuf-ı Hemedânî’den Şâh-ı… Okumaya devam et Nakşibendiyye
Murâkabe
Murâkabe denetleme, gözetleme, dikkati bir noktaya toplama manalarındadır. Kulun “Hakk, bütün halime ve hareketlerime vakıftır” şeklinde şuur ve idrak içinde olmasıdır.[1] Allah’ın her zaman, her yerde hazır ve nazır olduğunu; kendini görüp, işittiğini bilinç olarak yaşamaktır.[2] Murâkabe Allah’ı görüyormuş gibi ibadet etme alışkanlığını elde etmeye çalışmaktır.[3] Tasavvuf ıstılahında murâkabe; salikin gönlünü Allah’a yöneltip, ağyara olan… Okumaya devam et Murâkabe
Dergâhın İşleyişi
Osmanlı İstanbul’unun dinî, ilmî, sosyal, siyasî ve hatta iktisadî hayatında belirgin bir yere sahip sivil toplum kuruluşlarının başında irfan ocakları olan dergâhlar gelir. Dergâh faaliyetleri, fethi müteakip başlamış ve yoğunluğunu artırarak devam ettirmiştir. Bu tarihten 1925 yılına kadar, İslâm dünyasının başka hiçbir şehrine nasip olmayacak derecede, 500’ün üzerinde büyüklü küçüklü tarikat yapısı kurulmuştur. Neredeyse bütün… Okumaya devam et Dergâhın İşleyişi
Hatm-i Hâcegân
Hatm-i hâcegân, ‘bir şeyi tamamlayıp sonuna ulaşmak’ mânasına gelen hatim ile ‘hocalar’ mânasına gelen ve Nakşibendiyye silsilesinin Yûsuf-i Hemedânî veya Abdülhalık-i Gucdüvânî’den Bahâeddîn-i Nakşibend’e kadarki mürşitlerini ifade eden terimin terkibinden oluşmaktadır.