Bir marifetullah ve hakikat ilmi olan tasavvufun ilkelerini gerçekleştiren ve gayelerine ulaştıran yollara tarikat ismi verilir. Tarikat kelime olarak “gidilecek yol, izlenecek usul” anlamlarına gelmektedir.

Hakikate ulaştıran bu yollar esasını Kur’an ve sünnetten almakla birlikte muhatabı olduğu insanın, içerisinde bulunduğu toplumun karakteri, gerçekleri, ihtiyaçları ve irşada yatkın taraflarını göz önünde bulundurarak eğitim yöntemlerinde farklılıklar arzederler. Hedef nefsin ıslahı, ruhun tasfiyesi yöntemleriyle marifetullaha muhatap olmaktır.
Nasıl ilmin altında sarf, nahiv, hadis, fıkıh gibi dallar varsa ve nasıl fıkıhta -aslında daha fazla olmasına rağmen meşhur ve maruf olup günümüze ulaşan- dört imam ve mezhep bugün yaygınsa tarikatlerde de durum buna benzerdir. Mezhepler nasıl fıkıhtan istinbat edilen içtihlardan oluşuyorsa ve hiçbir mezhep imamı bir mezhep kurmak için ortaya çıkmamışsa, tarikatlerin oluşumu ve bir isimle ortaya çıkmaları da bu şekildedir.
İnsanların irşat yöntemlerindeki farklılık bu yolların usullerinin farklılaşmasına sebep olmuştur. Bu farklılıklar tarikatlerin ana karakterini oluşturmakla birlikte bir tarikatin içinde dahi irşadın farklı farklı yolları, tarikleri var olmuştur. Mesela Nakşibendilik, ferdi sülukta ruhun tasfiyesini ve hafî zikri benimseyen bir yol olarak diğer yollardan farklılık gösterir. Ancak kendi içinde müridi vasıl edecek zikir, rabıta, murakabe, teveccüh, sohbet gibi iç yolları, tarikleri mevcuttur. Bunların her biri irşat için kullanılmakla beraber bazen biri, bazen birkaçı saliki hususi olarak erdirici vazife görür.
Tarikatler silsile yoluyla Peygamber Efendimize bağlanmaktadır. Bu silsilelerin başında da dört halife bulunmaktadır. Mezhepler de olduğu gibi aslında daha fazla sahabe için Efendimizin kullandığı yöntemler olmakla birlikte diğerleri zamanla unutulmuştur. Hatta dört halifeden de mütebaki Bekrî ve Alevî yol kalmıştır. Silsilesinin ulaştığı kimseye göre tarikatler Hazreti Ebu Bekir’e vasıl olan Bekrî ve Hazreti Ali’ye vasıl olan Alevî tarikatler olarak iki şekilde tasnif edilmektedir.
Tarikat bir ağaca benzer. Onun dört büyük dalı vardır. Bunlar; Sıdîkiyye, Fârukiyye, Osmâniyye ve Haydâriyye’dir. Fârukiyye’ye Kübreviyye, Osmâniyye’ye Nurbahşiyye de denilmiştir. Diğer yollar bunlardan ortaya çıkmıştır. Temel tarikatlerin sayısına on iki denilmişse de bu söz asılsızdır. Dört halifeye dayanan ve uyan birçok şube vardır. Fârukiyye ve Osmâniyye’ye mensup olanlar az ve bizim zamanımızda ve coğrafyamızda meşhur değillerdir. Hazreti Ali ve Hazreti Ebû Bekir’e tabi olanlar ise bir hayli yaygındır.
Tarikatlerde virdler, zikirler ve yöntemler ayrı ayrı olsa da maksat hep Allah rızasıdır. Asıl biriciktir ve onda ayrılık olmaz, hakikat ehli arasında bir ihtilaf söz konusu değildir. Yine temel zikir yöntemleri itibariyle tarikatler “hafî zikri benimseyen tarikatler” ve “cehri zikri benimseyen tarikatler ” olarak iki kısımda toplanırlar.
Necmeddîn-i Kübrâ kişiyi Allah’a götüren yolları tarîk-i ahyâr, tarîk-i ebrâr ve tarîk-i şettâr diye üç ana grupta toplamış; tarîk-i ahyârı namaz, oruç, hac, Kur’an okuma gibi ibadetlerle ve sâlih amellerle ruhunu olgunlaştıranların, tarîk-i ebrârı mücâhede ve riyâzetle nefsini terbiye ve kalbini tasfiye ederek güzel huylar kazananların, tarîk-i şettârı ise bu ikisinin yanı sıra aşk, cezbe ve muhabbetle Hakk’a doğru seyahat edenlerin yolu şeklinde ifade eder.[1]
Kişinin kendi varlığına dair vehimlerinden kurtulup tek varlık idrakine ulaşmasının iki yolu mevcuttur. Nefsin tezkiyesi ağırlıklı yol ve ruhun tasfiyesi ağırlıklı yol. Bunlar birbirinden tamamen ayrı olmamakla birlikte vasıl yönteminin ana karakterini ve yolun ana menzillerini gösterirler. Başka bir veçheden işte “tarikatler nefsânî tarikatler” ve “ruhânî tarikatler” olmak üzere iki hususiyet üzerine incelenirler.
Tarikat yoluna girmek isteyene “Talip”, yola kabul edilmiş olana “Mürit”, yol tutmuş ve ilerlemiş olana “Salik” denir. Tarikatin olmazsa olmazı kamil bir mürşit elinden alınması, silsile yoluyla feyiz muhatap olma gerekliliğidir. Tarikat yolunu neşreden ehliyetli kişiye “Mürşit”, tarikatte içtihatta bulunup gerekli adap erkanda tasarrufta bulunan kimseye “Pir” adı verilir.
Tarikat yolu hakikatte birdir, Bir’e ulaştırır. O da Peygamberimizin yolu olan tarîk-i Ahmedî’dir. Ancak bu tek yolun birçok şubesi mevcuttur. Tarikat yolu şeriatten ortaya çıkmıştır ve onun gayrı değildir. Bu yolun imamı Peygamber Efendimiz, yolcuları da ehl-i aşktır. Bu yolda Peygamberimize uyulmadan feyzin gelmesi söz konusu değildir. Şeriat Peygamber Efendimizin sünnetinin zâhiri, hakikat sözleri ve davranışları, tarikat ise bu hakikate giden yoldur.
Tarikat, hakikat yoludur. Dolayısıyla bir araç ve vasıtadır. Hiçbir zaman mutlak hedef değildir. Bu sebepten ehl-i irfân, sık sık tarikat saliklerini tarikat ve levazımına gereğinden fazla takılıp kalmamaları hususunda uyarmaktadır. Çünkü bazen insanlar elinde yolu sağlayan şeyler, hedefin manisi haline gelmektedir.
Hakikat erbabının bu uyarısı irfan geleneğimizde bir tarikatçılık anlayışı uyanmasına mani olmuştur. Çünkü esas olan hakikatçi olmaktır. Hakikat ise zuhur ettiğinde geride hiçbir şey bırakmaz. Günümüzde bazı tarikat çevrelerinde görülen tarikatçilik, cemaatçilik ve bunlar etrafında oluşan tutuculuk maalesef bu irfandan uzaklaşmanın doğurduğu cehaletin ürünü olarak görülmelidir.
[1] Öngören, Reşat, “Tarîkat” DİA, XL, 95-105